|
Üyelik tarihi: 24 Ocak 2015
Bulunduğu yer: Yalnızlık.
Mesajlar: 601
WEB Sitesi: www.forumtutkusu.com
IRC Sunucusu: www.forumtutkusu.com
İlgi Alanı:
Alınan Beğeni: 118
|
Cevap: Herakles (Herakles Kimdir? - Herakles Hakkında)
11. Hesperidlerin Bahçesinden Altın Elmaların Getirilmesi
Zeus ile Hera evlendikleri zaman Gaia (Yer) onlara altından elmalar veren bir ağaç hediye etmişti. Bu ağacın meyvelerinden yiyen ölümsüz oluyordu. Hera bu elmaları o kadar beğendi ki, yemeye kıyamadığı meyveleri veren ağacı Kuzey Afrika'daki Atlas dağlarının bir yamacındaki bahçesine dikti. Dünya'yı omuzlarında taşıyan dev Atlas, bu bahçeye yakın bir yerde bulunuyordu. Atlas'ın kızları ise ara sıra gelip bu bahçeyi yağmalamayı huy edinmiş olduklarından Hera, elmaların gözetimini önce Atlas'ın üç kızına bıraktı. Akşam'ın üç perisi olan Aigle (Parlak), Erythie (Kırmızı) ve Hesperarethousa'yı (Grubunun Arethousa'sı) elmaların başına bekçi olarak koyduysa da, bu bakire periler ara sıra ağaçtan kendilerine meyve koparmaya başlayınca Hera buna kızdı. Ağacın bekçiliğini kızlardan alıp, Typhon ve Ekhidna'dan doğma yüz kollu ve kafalı bir ejder olan Ladon'un gözetimine bıraktı.
Eurystheus, Herakles'in ona verdiği tüm görevleri başarmasından sinir olmuştu. Ona kimsenin cüret edemeyeceği bir görev verdi. Eurystheus, Hesperidlerin bahçesindeki elmaları istedi. Herakles ise Hera'ya ait olan bahçedeki bu ağacın nerede olduğu konusunda hiçbir fikri yoktu. Bu amaçla Makedonya üzerinden Kuzey'e doğru yola çıktı. Yolda Ares'in oğlu olan Kyknos ile karşılaştı. Kyknos, Ekhedos ırmağı kıyısında yolcuların önünü kesiyor, türlü işkenceler yapıyor, ganimetlerini zorla alıp sonra onları öldürüyordu. Kyknos'un Delphoi'ye giden hacılara sataşması Apollon'u kızdırmıştı. Herakles bölgeye gelince Apollon'un eline fırsat geçti. Herakles, hırsızlara ve katillere derslerini vermeyi kendine bir ödev bildiğinden, bu kan dökücü, şiddet yanlısı adamın karşısına çıktı. Kyknos, karşısındakinin kim olduğunu bilmiyordu. Herakles'in parlak kalkanı ilgisini çekti ve onu almak üzere saldırdı. Kyknos'un gücü neredeyse Herakles'e yakındı. O yüzden dövüş kısa sürmedi. Uzun uzun dövüştüler. İkisi de yorulmak bilmiyordu. Bir ara fırsatını bulunca Herakles, mızrağıyla Kyknos'u boynundan yaraladı. Kyknos can çekişerek öldü. Savaş tanrısı Ares duruma kızdı ve gelip oğlunun öcünü almak üzere Herakles'in karşısına çıktı. Ares, elindeki büyük mızrağı öfkeyle Herakles'e savurdu. Athena mızrağın yönüne müdahale ederek ıskalamasını sağladı. Bunun üzerine Ares, kılıcını çekmeye yeltendi ama Herakles daha hızlıydı. Herakles ise mızrağı ile Ares'e hücum ederek onu kalçasından yaraladı. Ares ölümsüz olduğundan öldürülmesi imkansızdı ama yaralanmıştı. Herakles, yaralı savaş tanrısını orada öylece bıraktı. Periler gelip yaralı Ares'i Olympos'a götürüp tedavi ettiler. Ares iyileşince ölen oğlu Kyknos'u bir kuğuya çevirdi.
Herakles yoluna devam ederek İllyria'ya, Eridnos kıyılarına kadar gitti. Burada Themis ile Zeus'un kızları olan ve bir mağarada yaşayan nymphalara (perilere) rastladı. Nympha'lara amacını söyledi ve onları sorguladı. Nympha'lar aradığı yer hakkında bilgiyi ona ancak deniz tanrısı Nereus'un cevap verebileceğini söylediler. İçlerinde Akhilleus'un annesi Thetis'in de bulunduğu 50 deniz perisinin babası olan Nereus'un uyuduğu bir sırada nymphalar Herakles'i ona götürdüler. Nympha'lar ihtiyar Nereus'un şekilden şekile girme özelliğinden bahsettiklerinden Herakles, Nereus'u sıkıca bağladı ve onu sorguladı. Nereus, sorulara cevap vermemek için şekilden şekile girse de bağlı durumda olduğundan kaçamadı ve sonunda konuşmak zorunda kaldı. Herakles, Nereus'u serbest bırakma karşılığında bahçenin yerini öğrendi. Altın meyve veren ağacın bulunduğu bahçe meğerse 11. görevi olan Geryoneus'un sığırları için gittiği Kuzey Afrika'daki Atlas Dağları'nın bir yamacındaki bahçedeymiş.
Eridanos kıyılarından hareketle Libya'ya (Kuzey Afrika) vardı. Burada bir dev olan Antaios'la karşılaştı. Antaios, Poseion ile Gaia'nın oğluydu ve Marok bölgesinde oturuyor, gelip geçen bütün yolcuları da kendisiyle dövüşmeye zorluyordu. Onları kolayca yendikten sonra da cesetleriyle babasının arabasını süslüyordu. Antaios, annesine (Gaia'ya, yani yere) ayak bastığı sürece öldürülmesi imkansız bir devdi. Herakles devin hakkından önce gelemedi. Çünkü kendisi dövüştükçe yoruluyor, ama Antaios yere bastıkça enerji doluyor ve tekrar saldırıyordu. Herakles, bunu farkedince Antaios'u kollarıyla havaya kaldırıp havada sıktı. Yere ayak basamadığından Antaios yoruldu ve Herakles'in acı kuvvetine yenildi ve öldü. Herakles, bu devin karısı İphinoe ile birleşti ve ondan Palaimon isminde bir oğlu oldu.
Herakles, Mısır'ı boydan boya geçerken Mısır kralı Bousiris'in haydutlarıyla karşılaştı. Bousiris, Poseidon'un bir oğluydu, acımasız bir kraldı ve Hesperidlerin bahçesinden de haberdardı. O bahçedeki elmaları getirsinler diye bir sürü haydutu bir araya getirip oraya göndermişti. Bu haydutlar elleri boş dönerlerken Herakles'le karşılaşınca, kahraman bunların hepsini öldürdü. Herakles daha saraya gidip Bousiris'i de öldürmek isterken yakalandı ve her yerinden güçlü bağlarla bağlandı. Tutsak Herakles bağlarından kurtulamıyordu. Bousiris ise Herakles'i Zeus'a kurban etmek üzere hazırlıklara başlanması emrini verdi. Kurban töreninin amacı güya Zeus'u yatıştırmaktı. Çünkü, bir süredir Mısır'da kıtlık başgöstermişti. Bousiris bunun nedenini Kıbrıs'tan gelen bir kahin olan Pharisos'a sormuştu. Pharisos, Zeus'u yatıştırmak için her yıl bir yabancının kurban edilmesi gerektiğini söyleyince Bousiris ilk iş olarak, o anda elinin altındaki tek yabancı olarak zavallı kahin Pharisos'u kurban edivermişti. İkinci senenin kurbanı da oraya ayaklarıyla gelen Herakles olacaktı. Elleri kolları bağlı Herakles, başında çiçekten taçlar olduğu halde kurban edilmek üzere sunağa götürüldü. Herakles saçmalıklara artık daha fazla dayanamadı ve bağlarını kopararak Bousiris'i kaptığı gibi elleriyle öldürdü. Bousiris'in oğlu İphidamas'ı, haberci Khalbes'i ve bütün saray maiyetini öldürdü. Herakles, sarayı alt üst ettikten sonra, Mısır'dan ayrılarak yoluna devam etti ve Mısır ile Libya arasında bir yerde yaşayan, küçük boylu insanlardan oluşan Pygmai'lerin (Pigmeler) bölgesine geldi. Pygmai'ler Herakles'e babaları Antaios'un öcünü almak üzere kahramanın uyuduğu bir anda çok kalabalık olarak saldırdılar. Çünkü Pygmai'ler Gaia'nın çocukları olduğundan Antaios'la kardeştiler. Herakles uyanıp onların boylarına gülmeye başladı. Onların bazılarını toplayıp Nemea Arslan'ının postunun içine hapsetti ve onları da Eurystheus'a götürmek üzere sırtına vurdu.
Herakles yoluna devam ederek Nil'e rastladı. Nil vadisinden yukarıya çıkarken Tithonos'un oğlu Emathion'la karşılaştı. Emathion, Eos (Şafak) ile Tithonos'un oğlu olup Memnon'un kardeşlerinden birisiydi. Emathion, Herakles'e saldırınca kahraman onu öldürdü ve krallığını da Memnon'a verdi. Kuzey Afrika'daki Dış Deniz'e ulaştı. Güneş'in Kupasını kullanarak Kafkas dağının karşı eteklerine ulaştı. Kafkas dağına çıkarak, Zeus tarafından zincire vurulmuş Prometheus'la karşılaştı. Kendisi bir titan olan Prometheus, fennel bitkisininin (rezene) dalının ucunda, Hephaistos'un ocağından çaldığı ateşi insanlara verdiği için bu cezaya çarptırılmıştı. Yiğit uçuruma ulaştığında orada Prometheus'un eşi kızıl saçlı Pyrrha ve oğlu Deucalion'u gördü. Bu ikisi kartal ayrıldıktan sonra Prometheus'un yaralarına merhem sürüp, deve su ve yiyecek veriyorlar, başından hiç ayrılmıyorlardı. Herakles Zeus'tan çekindiği için ilk önce birşey yapmadan oturup onları seyretti. Sonra Pyrrha ve Deucalion, Herakles'ten yardım edip edemeyeceğini sordu. Herakles üzgün olarak olumsuz yanıt verdi ama Prometheus'un yanına oturup onunla uzun uzun dertleşti. O geceyi titanın eşi ve oğluyla uçurumdan pek uzak olmayan ormanlık bir yerde geçirdi. Yemek yedi ve uyudu. Ertesi sabah titanın karaciğerini yemekle Zeus tarafından görevlendirilmiş, Typhon'un oğlu dev kartal Ethon'un gelmesiyle Pyrrha ve oğlu uzun sopalarla Prometheus'un yanına koştular ve kartal, gece yenilenmiş karaciğeri yeniden yemeye başlarken, her gün bıkmadan yaptıkları gibi, kartalı kovalamaya çalıştılar. Pyrrha ve oğlu orada bekleyip kartalı kovalamasalar, kartalın orada daha fazla kalıp, Prometheus'un karaciğerinden daha çok yiyeceği belliydi. Uzun sopalarla vurup, attıkları taşlar yüzünden devasa kartal hem karaciğerden yemeye çalışıyor, hem de yaralı gagası ve pençeleriyle onlara karşı koymaya çalışıyordu. Herakles, Pyrrha ve Deucalion'u bağırış çağırış, kartalı kovmaya çalışmalarını seyretti ve onların durumlarına acıdı. Fikrini değiştirdi. Yayına zehirli bir ok koydu ve acımasız kartalı zehirli bir okla öldürüverdi. Sonra Prometheus'u zincirlerinden kurtardı. Pyrrha ve Deucalion Herakles'e teşekkür ettiler. Olympos'tan durumu izleyen Zeus buna kızmadı, çünkü Herakles hem onun oğluydu hem de devler savaşında ona yardım etmişti. Ama Prometheus'a, Hephaistos'un ocağından ateşi çalarak insanlara verdiğinden dolayı onu o kadar çok kızdırmıştı ki zincirler onu sonsuza kadar çözülmesin diye Styx üzerine yemin ettiğinden, yemini bozulmasın diye zincirlerin bir kayayı tutmasını emretti. Böylece, Hephaistos'un yaptığı dev zincirler büyük bir kayayı tutmaya başladı. Ayrıca tanrıların babasının Prometheus'u uzun zaman için Kafkas Dağı'ndaki hapsinin devamı ile ilgili kararını çiğnememek için, titan o günden itibaren elinde, üstünde Kafkas Dağı'nın bir taşı olan bir demir yüzük de taşımak zorunda kaldı. Prometheus serbest kalınca Herakles'e teşekkür etti. Herakles, Eurystheus'un ona verdiği görevden bahsedince Prometheus hemen Herakles'i uyardı. Elmalara sadece ve sadece Atlas'ın kendisi el sürebilirdi. O yüzden Herakles'in ne yapıp edip elmaları almaya Atlas'ı göndermeyi becermesi gerekiyordu. Herakles, Prometheus'la vedalaşıp yoluna devam ederek Hyperborea ülkesine geldi.
Gidip Atlas'ı buldu. Atlas'a Hesperidlerin bahçesinden 3 elma toplayıp getirmesini, bu süre boyunca semayı taşıyabileceğini söyledi. Atlas öneriyi kabul etti ve yükünü Herakles'e devrederek bahçeye girdi. Atlas, ağacı bekleyen Hera'nın ejderi Ladon'u uyuttu ve elmaları getirdi. Sonrada yükünü geri almaya yanaşmadı. Atlas, elmaları Eurystheus'a kendisi götürmek istedi. Herakles, düştüğü durumdan kurtulmak için bir hile yaptı. Atlas'a omuzum acıyor, araya bir yastık koymam gerek, yükü taşımaya devam edeceğim fakat sen şimdi bu yükü geçici olarak al, ben bir yastık bulup geleyim dedi. Atlas, hiç birşeyden kuşkulanmadan elmaları yere bıraktı ve yükü tekrar omuzlarına aldı. Herakles ise elmaları Nemea arslanının postuna sardı ve koşarak kaçtı. Merak ettiği Hera'nın altın elma veren ağacının yanına geldi. Atlas'ın uyuttuğu Ladon'u oklarıyla vurarak yaraladı. Canavarı ölüme terkederek kendisini kandırdığı için kızan Atlas'ın yanından geçip bahçeyi terketti. Herakles, Zeus'un elmalardan birisini yiyerek ölümsüz olma yolunu seçmedi. Çünkü, Zeus, Eurystheus'un yiğit oğluna verdiği tüm görevleri başarıyla bitirmesini beklediğini biliyordu. Ayrıca, Delphi tapınağındaki kahin Pythia ona, ancak 12 görev başarıyla tamamladığında ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaşacağını iki defa zaten söylemişti. Elmaları korumakla görevli olan 3 hesperid ise elmaların çalınmasına çok üzüldüler. Hera kızarak onları ağaca dönüştürdü. Birisi kavak, birisi karaağaç, birisi de söğüt oldu. İleride Argonaut'lar buraya geldiklerinde bu ağaçların altında dinleneceklerdi. Ejder Ladon ise sonradan Hera tarafından göğe çıkarılıp yılan burcuna dönüştürüldü. Herakles altın elmaları getirip Eurystheus'a verdi. Arslan postu içinde getirdiği ufak Pygmai'leri de ona hediye etti. Eurystheus ise bu altın elmaları ne yapacağını bilemediğinden onları Herakles'e geri verdi. Herakles, altın elmaları Athena'ya sundu. Nifak tanrıçası Eris ise sonradan nasıl olduysa bu ağacın meyvelerinden birini eline geçirdi ve bu tek altın elmayı Eris, Peleus ile Thetis'in düğününde üzerine En Güzele yazarak tanrıçaların arasına attı. Sonunda Truva'nın mahvına kadar gidecek olan olayları böylece Eris, bir altın elmayla başlatacaktı.

|